Futbola da kadın eli değdi

Kadın eli spora da değdi. Yakın bir zamana kadar kadınların futbola olan ilgisine dudak bükenler artık gazetelerde ve televizyonlarda spor yorumculuğu yapan kadınları keyifle izliyor. İşte Banu Yelkovan ve işte Feryal Pere:

Futbola da kadın eli değdi
Futbola da kadın eli değdi
GİRİŞ 30.01.2007 14:04 GÜNCELLEME 30.01.2007 14:04

Futbol, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de en fazla izleyicisi olan spor. Oyunun ortaya çıktığı 16. yüzyıldan bu yana erkeklerin çoğunluğu için vazgeçilmez.


 


Bugün tüm dünyada milyarlarca dolarlık bir sektör halini alan futbolda artık kadınlar da aktif rol oynuyor. Sahalarda mücadele ediyor, oyunları yönetiyor, takımları çalıştırıyor, takım yöneticiliğini üstleniyor ve futbol hakkında yazılar kaleme alıyorlar.


 


Kısaca kadınlar artık ofsaytı biliyor. Hem de çok iyi biliyorlar. İşte bunlardan Feryal Pere ve Banu Yelkovan’la futbolu ve yorumculuğu konuştuk.


 


Feryal Pere


 


• Fenerbahçe çocukluğum


Fenerbahçe benim için bir takım, kulüp değil. Hayatımın önemli bir parçası. Aynı zamanda çocukluğumuzun en keyifli ve en dramatik anları. Çocukluğum Ankara’da geçti. Ancak babam çalışmaları nedeniyle daha çok Mardin’de olurdu. Sıkı bir Fenerbahçe taraftarı olan babam, Ankara’ya geleceği zamanları Fenerbahçe maçlarına denk getirirdi. Aynı anda hem babam hem Fenerbahçe Ankara’ya geliyordu. Konuşmayı öğrendiğimde neredeyse ilk sözüm kanarya oldu.


 


Spora ilgim Fenerbahçe’yle sınırlı


Bu büyük olasılıkla çok şık bir yanıt olmayacak. Benim spora ilgim değil Fenerbahçe’ye ilgim söz konusu. Fenerbahçe’yi sevdiğim için futbolla ilgiliyim.


 


Kendi yazılarımla içim açılsın dedim


“Fenerbahçeli medya” diye bir şehir efsanesi vardır. Hiçbir Fenerbahçeli buna inanmaz. Fenerbahçe’yi yazan yazarlar belki de tarafsız görünme uğruna Fenerbahçelileri inciten şeyleri hoyratça yazıp yorumlayabiliyorlar. Ben hep kendi kendime “Fenerbahçe yazayım, iyi maçlardan sonra kendi yazımı okuyayım da içim açılsın” dedim. Böyle düşünürken İsmet Berkant, Mine Kırıkkanat’ın aracılığıyla Radikal’de yazmamı istedi ve başladım.


 


• İçimden ne geliyorsa onu yazıyorum


İletişim Fakültesi’ni bitirdim. Siyaset Bilimi master’ı yaptım. TRT’de program yaptım. Uzun yıllar reklamcılık, reklam ajanslarında üst düzey yöneticilik yaptım. Çok okudum ve araştırdım. Bütün bunları meğer Fenerbahçe için kullanmak üzere biriktirmişim. Özel olarak bir şey yazacağım gibi bir derdim yok. İçimden ne geliyorsa onu yazıyorum.


 


Kadın yorumcular erkekler kadar iyi


Futbolda kadın denildiğinde dudak bükülüyor. Bu hiç doğru değil. Kadın mimar, sanatçı, doktor yadırganıyor mu? Orada yadırganmayanın spor yorumculuğunda yadırganması kadınların ilgisinin geç başlamasıyla ilgili olabilir. Özellikle benim erkek yazarlar kadar iyi analiz yapıp yazan Gülengül Altınsay, Ebru Köksallı, Sevin Okyay, Banu Yelkovan, Nilay Yılmaz gibi arkadaşlarım var.


 


Feryal Pere: “1907 büyüktür 1905”


 


Vs.: Bu işte objektif olduğunuzu düşünüyor musunuz? Objektif olmak gerekli mi?


Objektif insandan hiçbir kuruma hayır gelmez. Bu konuda reklamcıyken müşteriye bir kampanya satarken didiştiğim olmuştur. Bir takımı ya da bir şeyi bu kadar çok seviyor olmak işinizin diğer taraflarına da yansır. Onun için benim de objektif olma gibi bir kaygım yok. Neden böyle bir sahtekarlık yapayım ki. Fenerbahçeli olduğumu herkes biliyor. Ben o gözle bakıyorum. Bence zaten itiraz edilmesi gereken böyle bakanlar değil, tarafsızlık kisvesi altında belli tarafları acıtanlar.  Taktik yorumlar bana göre değil. Ben Fenerbahçe sevgisini yazıyorum. Diğer takımların aleyhinde yazmıyorum. Yalnızca sert defans var. Sataşırlarsa yanıtını veririm, ama durduk yere kimseye bir şey söylemem.


 


Vs.: Unutamadığınız bir köşe yazınız var mı?


Yıllar önce internetteki taraftar sitelerinden haberdar olmadığım dönemde “1907 büyüktür 1905” diye bir yazı yazmıştım. Galatasaraylılardan o kadar çok tepki aldım ki, şaşırdım. Yazılarımın bu kadar okunduğunun farkında değildim. Bu yazı benim için bir dönüm noktası olmuştu.


 


Vs.: Son yıllarda futbol kamuoyunda kadın katılımının artmasının nedeni nedir?


Yıllarca kadınlardan futbolun ne kadar güzel bir şey olduğunu saklamışlar. Televizyonlarda renkli statlar, görüntüler görülmeye başlanınca kadınlar sevmeye başladı. Statta sevdiğiyle, arkadaşlarıyla, çocuklarıyla yan yana onların çok sevdiği futbolu paylaşabilme hakkı, aklı çalışan her kadına doğru geldi. Statlarda bir savaş değil, şenlik olduğunu hissettiler. Bugün Şükrü Saraçoğlu’nda kadın taraftar neredeyse yarıya yaklaşıyor. Kadının girdiği yerde ne olursa olsun bir zarafet, dikkat göze çarpıyor. Bunlar birbirini besleyen şeyler. Ancak sonuçta maçın da bir raconu var. Kadınlar bunu da biliyor. 


 


Vs.: Türkiye’deki yazar çizerlerin uğraştığı kadar hiçbir ülkede aydınların futbolla uğraşmadığı söylenir. Buna katılıyor musunuz?


Bunun doğru olmadığını düşünüyorum. Bugün Gabriel Garcia Marquez’e sorsak mutlaka sevdiği bir Colombia takımı vardır. Orhan Pamuk’un Fenerbahçeli olması iyi değil mi? Geçen ay Doğan Grubu’nun bir toplantısında yabancı bilimadamı ve gazeteciler vardı. Onlarla tüm akşam futbol konuştuk. Futbol sevgisi bizde biraz daha fazla, bu da Akdeniz ateşi nedeniyle olabilir. Bizim yapımıza en uygun spor futbol. Anlaması en kolay konu.


 


Vs.: Türkiye’deki futbolun kalitesini, işleyişini nasıl değerlendiriyorsunuz?


Federasyonu, Kulüpler Birliği’ni çok acıklı buluyorum. Bunları yok sayarak hayata devam edemiyorum. Çok iyi yabancıların getirilebilmesini ancak parasal güce sahip olanlar sağlayabiliyor. Ayrıca Avrupa arenasında görünmen gerekiyor. Türkiye’de futbolun standardı, nitelikleri, kendine özgü bir havası var. İyi oyuncular, teknik direktörler var, ama hakemleri için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.


 


Vs.: İzleyici kitlesini nasıl buluyorsunuz?


Kantarın topuzunun kaçtığı durumlar var. Bunun acısını hepimiz çekiyoruz. Orda var, bizde yok diyemeyiz. İş bir cana dokunduğu zaman hiçbir şeyin önemi kalmıyor. Sonuç olarak aşık olduğunuz renkleri destekliyorsunuz. Hem futbolculara yönelik hem de taraftarlara yönelik şiddet uygulanıyor. Bunun benzerlerine Güney Amerika’da falan rastlıyoruz. Taraftarlar arasındaki şiddetten en kısa sürede kurtulmalıyız. Bu yazıyla, yorumla olacak bir şey değil. Bunu besleyenler varsa öncelikle onların üstüne gitmek gerekiyor. İşin diğer acı tarafı da tezahüratlardaki şiddet. Bazen de çok komik tezahüratlar yapılıyor. Bu konuda çok yaratıcıyız.


 


Vs.: Geçmişte futbol elit, entelektüel kesimin ilgi göstermediği bir spor dalıydı. Şimdi birçok işadamı, yazar ve sanatçılarda futbol sevgisi ortaya çıktı. Sizce neden?


Birbirini besledi. Onlar ilgilendikçe, yatırım yaptıkça görsel anlamda şovun kalitesi olarak geri döndü. 1980 öncesi “futbol kitleleri uyutma aracı” olarak görülürdü. Sonra hep beraber rahat ettik. O kesim de futbolun hoş bir şey olduğunu anladı. Kapital sahibi olanlar, işverenler, reklam verenler bunun tadını aldılar. Kurumları için değerlendirilmesi gereken bir alan olduğunu gördüler.


 


Vs.: Nedir futbolun gizemi?


Çok basit bir oyun olması. Anlamak için eğitime, araç gereçlere ihtiyaç duyulmaması. İnsanlar futbolcularla kolayca özdeşleşebiliyor. Özenilen şey ise herkesin beğendiği, çok para kazanan, en iyi arabalara binen ve genç kişiler. Bundan güzel özdeşlik olabilir mi?


 


Vs.: Bu sezon için yorumunuz nedir?


Fenerbahçe’nin şampiyon olacağını düşünüyorum ve diliyorum. Fenerbahçe şampiyon olmalı. Fotoğrafın hak edilen kısmı o. Geçen yılki kadar iletişim bozuklukları ve hatalar yapmayacağımızı düşünüyorum.


 


Banu Yelkovan: “Futbol suratsız, kavgacı ve sevgisiz”


 


Vs.: Futbolun taktik, tekniğinden çok geri planda kalan hikayeleriyle ilgileniyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz?


Futbol Türkiye’de çok iç karartıcı bir hal aldı. Çok suratsız, kavgacı ve sevgisiz. Sevdiğim futbol bu değil. Televizyonda yalnızca kavga, gürültü görüyorsunuz. Çünkü üç dakikada yalnızca bir olay varsa onu gösterebilirsiniz. Ancak işin özü öyle değil. Maça gidenlerin birçoğu kavgayı görmez bile. Zaten toplam iki dakika sürmüştür. Oysa televizyondan seyreden, ortamı bilmeyen maçı bundan ibaret sanıyor. Bu kadar kara gösterdiğin bir şeye insanların ilgisini nasıl çekeceksin? Bu nedenle ülkemizde arka planda kalan hikayeleri öne çıkarmaya çalışıyorum.


 


Vs.: Futbol yorumcusu olmak için nasıl bir donanıma sahip olmak gerekiyor?


Futbol yorumculuğu çok zevkli bir iş. Hobinizin işiniz olmasından daha güzel bir şey olabilir mi? Dünya Kupası’nda FourFourTwo’da oturmuş dergi çalışanları olarak maç seyrediyoruz. Birden birisi geldi, ama hepimiz televizyonun karşısındayız. “Ne yapıyorsunuz?” dedi, “Çalışıyoruz” diye yanıt verdik ve doğru söylüyorduk. Futbol yorumculuğu işte böyle bir iş. Tabii layığıyla yapmak için çok okumanız, seyretmeniz ve takip etmeniz gerek.


 


Vs.: Spor yorumcularından siz kimi beğeniyorsunuz?


Önce yazar, sonra yorumcu olanları beğeniyorum. Yani benim için ne yazdığı kadar nasıl yazdığı da önemli. Radikal gazetesinin tüm yazarlarını, Yiğiter Uluğ’u, Mehmet Demirkol’u, Rıdvan Dilmen’i, Uğur Meleke’yi, kardeşim Ebru Kılıçoğlu’nu mutlaka okurum.


 


Vs.: Futbolda kadın katılımının giderek artmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?


Kadın katılımı belirginleşiyor ama kadın yorumcuların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Spor haberleri sunanları buna eklesek bile iki elin parmaklarını geçmiyor. Bence spor dünyasındaki kadın oranı, tribündeki kadın oranıyla doğru orantılı değil. Nedeni bunun bir erkek oyunu olması ve erkeklerin de bizi oyunlarında istememesi herhalde.


 


Vs.: Aydınların futbolla uğraşmasını nasıl buluyorsunuz?


Galatasaray’la Bordeaux’ya gittik. Fransa’nın futbol geleneği en yüksek şehirlerinden biri. Birçok üst düzey yıldız futbolcu çıkarmış. Üstelik şehrin tek takımı. Bizdeki gibi bir şehirde üç takım durumu yok. Buna karşın şehirde o gün maç olduğunu bilen kişilerin sayısı çok azdı, ama stat doluydu. İlgilenenler takip ediyor, ilgilenmeyenlerin haberi olmuyor. Futbol her yerde haftasonu eğlencesi, bizde yaşam tarzı. Fransa’da futbolla ilgili insanlar, kulüpler borsaya girsin mi girmesin mi bunu tartışılıyor, biz onunla bu yan yana oynar mı diye tartışıyoruz. Oynasa ne olacak, oynamasa ne olacak?


 


Vs.: Avrupa’daki futbolu ve spor yorumcularını nasıl takip ediyorsunuz?


İnternet aracılığıyla okuyorum. Yeni çıkan kitaplar oldukça amazon’dan, fnac.com’dan getirtiyorum.


 


Vs.: Avrupa’daki ve Türkiye’deki sporu ve spor yorumculuğunu kıyaslar mısınız?


Biz spor yapmayan ülkenin çeneye vurmuş sakinleriyiz. İnsanlar spor yapmama eksikliklerini futbol seyrederek kapatıyor, ama spor yapmadıkları için yarışma kültürü diye bir şey yok. Sürekli kazanmak isteyen bir anlayışın nesini tartışayım ki? Hadi takımı kazanınca seviniyor, sevinçten çıldırıyor, buna tamam diyelim. Peki o zaman kaybedince sevinmenin karşıtı üzülmektir, değil mi? Hayır üzülmüyor, kızıyor! Türkiye’deki futbolun kalitesi kötü, işleyişi kötü, imajı kötü. Elle tutulur bir tarafı yok, herkes şikayetçi ama kimse bir şey yapmıyor. Demek ki geneli aslında şikayetçi değil. Ben durumdan memnun değilim. Futbolun durumundan da, bu kadar hayatlarımızı kaplamasından da memnun değilim. Bu ülkede futbol standartları ne yazık ki benim istek, talep ve beğenilerime göre belirlenmiyor.


 


Vs.: İzleyici kitlesinin aşırı fanatik olmasının nedeni nedir?


Beden eğitimi derslerinde matematik yapılması! Okullarda beden eğitimi ders saatinin bire indirilmesi. Yani başka bir deyişle insanların kendilerinin spor yapmaması. Spor yapan bir insanda bu kadar negatif enerji birikmesine imkan yok ki. İnsanlar takımlarını sosyal kimlik gibi taşıyorlar ve hayatlarında çok önemli bir yere koyuyorlar. Takımı yenildiği için pazartesi işe gitmeyen insanlar var.


 


Vs.: Neden diğer spor dalları popüler olamıyor?


Çünkü futbol çok kolay anlaşılır bir spor. Seyreden herkes futbolu anlayabilir. İlk seyreden bile. Sosyologlar, psikologlar, bunca yıldır futbolun neden bu kadar popüler olduğuna bir açıklama yapmaya çalışıyor ve başaramıyorlar. Futbolun büyüsü olsa gerek.


 





Feryal Pere kimdir



Yaklaşık 20 yıllık reklamcılık deneyimine sahip olan Pere, birçok ajansta kreatif direktör olarak görev aldı. Bir dönem kurumsal bir menajerlik şirketinde genel müdürlük de yapan Pere şu an Star TV Kurumsal İletişim Direktörü olarak çalışıyor. Fenerbahçe Televizyonu’nda “Yüksek Kramponlar” adlı futbol programının yanı sıra Radikal Gazetesi’nde spor yazarı olarak da futbol gündemine ilişkin yazılar kaleme alıyor.





 


Banu Yelkovan


 


• Galatasaray semtimin takımı


Galatasaray benim için semtimin takımı. Florya’da yalnızca inlerin, cinlerin ve Galatasaray tesislerinin olduğu zamandan beri orada oturuyoruz. Galatasaray benim çocukluğumun ve gençliğimin neredeyse somut bir parçası gibi. Orada antrenman seyrederek büyüdüm. Bakkala giderken başkan Ali Uras’ı, pastanede Simoviç’i görerek büyüdüm. Başka bir takımı tutmak bizim için mümkün değildi, ama babam Beşiktaş’ı, annem Trabzonspor’u tutuyor. Biz kardeşim Ebru’yla Galatasaraylı’yız.


 


Basketbol ilk göz ağrım


Basketbolu çok seviyorum, ilk göz ağrım sayılır. Kayak yapmayı da, seyretmeyi de çok seviyorum. Eurosport bizim evin en çok açılan kanallarından biri. Ne bulsak seyrediyoruz.


 


Futbol yazmak aklımdan geçmiyordu


Aslında kendi kararım değildi. Bir gün o zamanın Radikal Spor Müdürü Yiğiter Uluğ’un, “Sen neden bize futbol yazmıyorsun?” demesiyle başladı. Radikal’in şimdiki Spor Müdürü Uğur Vardan da oradaydı. İkisi de futbola meraklı olduğumu biliyordu. Zaten gazeteciydim, ama futbol yazmak aklımın ucundan geçmiyordu. Onların teklifiyle, bir anda o masada karar verildi. Konsept belirlendi, köşenin adı koyuldu ve ertesi hafta yazmaya başladım.


 


Futbol sevgisiyle yazıyorum


Kendimi bildim bileli hayatımda futbol var. Önce babam sayesinde. Tanıdığım en iyi sporseverlerden biri hala. Sonra bilinçli bir seçim olarak maçlara gittim. Elime geçen her şeyi okudum. Elime geçmeyenleri getirttim. Ancak bugüne kadar bir kere bile ben futbolu biliyorum demedim. Ben futbolu seviyorum. Yorumlarımı da buna göre yapıyorum.


 


Kadınlar daha objektif yorum yapıyor


Kadınların yazmasına garip bir şey gibi bakılıyor. Bence kadınlar daha objektif yorum yapıyor. Bunu hep iddia ediyorum erkeklerin sanki futbolla bitmemiş bir davaları var. Ya futbolcu olmaya çalışmışlar, olamamışlar ya hepsi teknik direktör olmak istiyor. Bir de şimdi “Football Manager” falan oynaya oynaya iyice kafayı bozdular. Herkes uzman kesildi. Kadınlarda böyle bir durum yok. Seyrediyorlar, gördüklerini yazıyorlar.


 





Banu Yelkovan kimdir



Üniversite yıllarında önce Milliyet Gazetesi’nde, sonra Sabah Grubu’nun gazete ve dergilerinde muhabirlik, çevirmenlik, editörlük yapan Yelkovan, 2001 yılında önce Radikal Gazetesi’nde “Banu’nun Süpürgesi” adıyla başladığı köşe yazarlığına, daha sonra Radikal Gazetesi’nin spor sayfalarında devam etti. CNN Türk’te Futbol Ekstra Programı’nda yorum yapıyor.





 


(VS Dergisi'nden alınmıştır.. )