Atletizm pistindeki Sindirella!

Dudu Karakaya için Türkiye Salon Atletizm Şampiyonası bir masalı andırıyordu. Önce yarış sırasında ayakkabısını düşürdü sonra birinciliğe ulaştı.

Atletizm pistindeki Sindirella!
Atletizm pistindeki Sindirella!
GİRİŞ 14.02.2012 11:51 GÜNCELLEME 14.02.2012 11:51

Deniz Ülkütekin'in röportajı

Bir anlamda Kül Kedisi masalını atletizm pistine uyarladı. Hikâyesi o kadar ilgi çekiciydi ki, Nike ona sponsor oldu. Ancak onun için her şey aslında yeni başlıyor. Yeni hedefi İstanbul'da yapılacak Avrupa Salon Atletizm Şampiyonası'nda başarılı olmak ve bu yaz Londra'da yapılacak Olimpiyatlar'da yer almak.

İstanbul’da düzenlenecek Dünya Salon Atletizm Şampiyonası öncesi ilk sınavını Türkiye Atletizm Şampiyonası’nda veren Ataköy’deki Atletizm Salonu, basında duvar boşluklarından sızan soğuk hava ve devam eden inşaatla gündeme oturmuştu. Ancak dikkatler birden başka bir yöne çevrildi. Tek ayakkabılı bir kadın atlet pistte fırtına gibi esiyordu. Dudu Karakaya yarış sırasında ayakkabısını kaybetmesine karşın mücadeleyi bırakmamış en sonunda zafere ulaşmıştı. Ancak onun hikâyesi bununla sınırlı değildi. Kayseri’de başlayan sporculuk kariyerinde birçok zorlukla uğraşmıştı ve hâlâ uğraşmaya devam ediyor. Öyle ki resmi bir antrenörü bile yok.

- Spor hayatınız nasıl başladı?

- Spora ortaokul yıllarımda başladım. Kayseri’de ilkokulda okurken ilk antrenörüm tarafından okul takımına seçildim. İki yıl sonra Türkiye Okullararası Kros Şampiyonası’nda ilk madalyamı aldım.

- Spor kariyerinizi okulla birlikte mi yürüttünüz?

- Erciyes Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu mezunuyum. Okulla birlikte spor yapmak çok zor. Bunu bütün profesyonel spor yapan arkadaşlarımız bilir. Çünkü kampa gidersiniz, sınavlarınız başlar, kamptan ayrılsanız antrenman programınız bozulur. Okula gitmeseniz derslerden kalırsınız. O yüzden spor yapmak çok zahmetli ve zordur. Neyse ki yanımda anlayışlı ve bana destek veren her zaman iyi niyetli hocalarım vardı. Atletizm sporunu herkes yapamaz, çünkü salon sporlarından çok farklıdır. Hele ki uzun mesafeci olmak çok zordur. Dışarıda kar yağar, herkes evinde otururken sen kar, yağmur demeden antrenman yapmak zorundasın. Bu yaşam tarzı, hayatımın bir parçası oldu. Artık bir gün bile antrenman aksatsam rahatsız oluyorum.

- Türkiye sizi ayakkabısız halde kazandığınız yarışla tanıdı. Bu olay nasıl gerçekleşti?

- Yarışma esnasında arkadaşım ayakkabıma bastı, ayakkabım da ayağımdan çıktı. Önce topuğu çıktı. Yarışma esnasında birkaç hamle yaptım çıkmaması için ama yapacak bir şey yoktu, tamamen çıkmıştı. Geri giyme çabalarım boşunaydı.

- O sırada neler düşündünüz?

- O anda antrenörüm durumu farketti, “bırak ve devam et” diye bağırdı. Ben zaten hiç bir zaman yarışı terk etmeyi düşünmedim ama yarış içerisindeki panik anı ve stresten ne yapacağımı da şaşırdım. Antrenörüm de “devam et” diye bağırınca hiç düşünmeden devam ettim. Yarışın ilk yarısına kadar çorabım vardı, yine bir sorun olmadı, asıl ızdırap çorabım da çıktıktan sonra başladı, çünkü koştuğumuz pist “mondo“ tipiydi ve ayak altını zedelemeye çok müsaitti. Soğuk da eklenince artık aklımda sadece yarışı tamamlamak vardı, çünkü ilk defa Türkiye’de gerçek bir salonda Türkiye Atletizm Şampiyonası yapılıyordu ve ayakkabım çıktı diye yarışı terk etmeyi kendime yakıştıramazdım. Hele ki antrenörüm devam etmemi söylemişken.

- Sizi kazanmak için motive eden neydi?

- Yarışma aynı zamanda milli takım seçmesiydi ve uzun süredir, ülkemizde yapılacak olan Dünya Salon Atletizm Şampiyonası’na hazırlanıyorum. Milli takıma girebilmem için kazanmam gerekiyordu. Bu yüzden yarışı terketmedim, belki ilk defa milli takıma girmek için yarışmayı bu kadar önemsediğimi düşünenler olabilir. Hayır, 25 kez milli takıma seçildim. Avrupa Takımlar Şampiyonası’nda 3000 ve 5000 metre yarışlarında birinciliklerim, Avrupa 23 yaş altı dördüncülüğüm ve birçok Türkiye şampiyonluğum var, ama Türkiye’de ilk kez yapılacak olan bir yarışmaya katılabilmek için her şeyi yapabilecek kadar kendimi güçlü hissediyorum. Tek ayakkabım değil, ikisi de çıkmış olsaydı yine yarışmayı terk etmezdim.

- Yarışma sonrasında bir sponsorluk anlaşması da imzalamışsınız.

- Nike firmasıyla anlaşma imzaladık. Yarışmayı terk etmemem, her şeye rağmen devam etmem onları çok etkilemiş. Bu kadar olumsuzluğa karşın böylesi bir fedakârlığı kimsenin yapamayacağını ve bunun için de bana sponsor olmak istediklerini menajerime bildirmişler. Ben de hiç tereddüt etmeden kabul ettim. Daha sonra firma yetkilisiyle telefon görüşmemiz oldu. Kendilerinin bir takım olduğunu ve bu takımda beni de görmek istediklerini söylediğinde, bütün spor hayatım boyunca en mutlu anı yaşadım. Çünkü böyle bir dünya markasının sizin yanınızda olduğunu hissetmek inanılmaz bir duyguydu.

- Antrenörünüzle ilgili bir takım sorunlar olduğunu da duyduk.

- Kasım ayından beri Ebru Kavaklıoğlu’yla birlikte antrenmanlarımıza devam ediyoruz. Kendisi eski milli sporcu ve Olimpiyat altıncısıdır. Türkiye'yi birçok organizasyonda başarıyla temsil etmiştir. Rus asıllıdır, sporu bıraktıktan sonra antrenörlük yapmaya karar vermiştir, fakat bütün belgelerini tamamlayıp denklik birimine gönderdiği halde bir yıldır onay alamadı. Bu yüzden de şu anda hiçbir yarışmada antrenör görevi alamıyor. Yurt dışında yapılacak yarışmalarda da yanımda bulunamayacak. Hatta milli takım kamplarına bile beraber gidemiyoruz. Bu sorunun bir an önce halledilmesini istiyoruz. Bu konu bizi çok endişelendiriyor, çünkü bütün sporcular bilir ki, antrenörünün müsabakalarda yanında olması sporcu için çok önemlidir.

Cumhuriyet

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL