Gamze: Ben yapıyorsam herkes yapabilir

Londra'dan gümüş madalyayla dönerek Türkiye'yi sevince boğan milli atlet Gamze Bulut: 'Normal, mahalle kızıyım, alt gelirli bir aileden geliyorum. Ben yapıyorsam herkes yapabilir. Yeter ki istesinler ve çalışsınlar.'

  • GİRİŞ26.08.2012 15:24
  • GÜNCELLEME26.08.2012 16:28
Gamze: Ben yapıyorsam herkes yapabilir

Ordu'nun fındık bahçelerinde sevdikleriyle birlikte böyle sakin sakin fındık toplarken gördüğümüz bu genç kızın kısa bir süre önce Londra'da ortalığı tozu dumana katan bir atlet olduğuna inanmak kolay değil. Oysa o final çizgisini geçtikten sonra "Abla bak aynısı oldu!" diye Aslı Çakır Alptekin'e sarılırken ekran başında bütün Türkiye'ye sevinç gözyaşları döktüren Gamze Bulut'un ta kendisi.

Bulut bu yıl Olimpiyatlar'da Alptekin'in ardından ikinci gelerek gümüş madalya kazandı. Tıpkı daha önce Avrupa Atletizm Şampiyonası'nda olduğu gibi... Final çizgisini geçtiği andan itibaren, Bulut'un kendisi birinci olmuş kadar sevindiği her halinden belli oluyordu.

Yarış sonrasında sergilediği bu sempatik tavırlarıyla çok geçmeden Türk halkının ''bizim kız''ı oldu. Şimdilerde sevdikleriyle vakit geçirip başarısının tadını çıkaran bizim kızı yakından tanıyalım...

İlk koşu ayakkabınızı hatırlıyor musunuz?

Tabii, unutulmaz ki... İlk koşu ayakkabımı beden eğitimi öğretmenim almıştı. Çok güzeldi. Kıyamıyorsun giymeye, saklıyorsun, yıkıyorsun, sahipleniyorsun... Oyuncağın gibi bakıyorsun.

Nasıl bir ortamda büyüdünüz?

1992, Eskişehir doğumluyum. Normal, mahalle kızıyım. Eskişehir'de, Emek Mahallesi'nde alt gelirli bir ailede yetiştim. Devlet okullarına gittim. Mahallede oyun oynadığım arkadaşlarım ve mutlu bir aile ortamım vardı. Babam fabrikada işçi, annem ev hanımı.

Erkek kardeşim 15 yaşında, lisede okuyor. Ben de Dumlupınar Üniversitesi'nde beden eğitimi öğretmenliği okuyorum.

Yeteneğinizi kim keşfetti?

Ortaokul ikinci sınıftaki beden eğitimi öğretmenim. Bizim okula atandıktan sonra gelip bir seçme yaptı. Ben de öyle başladım atletizme... Ondan önce hiç aklımda böyle bir şey yoktu. Tek düşündüğüm sınıfımı geçmekti.

Atletizme başladığımda da her şey bu kadar ciddi değildi. Antrenman yapıyoruz, oyun oynuyoruz, güzel bir ortam var... Arkadaşların gidiyor diye gidiyorsun bir yerde. O zamanlar ana sınıfı öğretmeni olmayı çok istiyordum. Çocukları çok seviyorum. Hâlâ da içimde vardır. Hayallerim oluyor bazen. Belki hâlâ olabilirim, kısmet...

"Arkadaşlarıma 'Gelemem antrenmanım var' derdim"

Spor için nelerden fedakarlık etmek zorunda kaldınız çocukken?

Atletizm diğer branşlardan çok farklı, her sporun başı bir kere. Ve diğer sporlardan daha yorucu. Çok fedakarlık yaptım desem yalan olmaz. Okula çok gidemiyordum, yarışlara gittiğimiz için izinli oluyorduk. Lisede arkadaşlarım bir yere gidelim dediğinde "Antrenmanım var, gelemem" diyordum. Zaten çok yorgun oluyordum.

Dersleri, arkadaş ortamını hep sonradan, dışarıdan takip ettim. Eskişehir'de bir çocukluk arkadaşım var, hâlâ görüşüyoruz. Kardeşim gibi diyebilirim. Londra'dan dönüşte de buluştuk, bir kafede oturup eski günleri konuştuk.

Hangi yarışlara katıldınız olimpiyatlardan önce?

İlk önce Eskişehir'de katıldım yarışmalara. İlk şehir dışındaki yarış yerim Malatya'ydı, hiç unutmuyorum. 2006-2007-2008'de hep Türkiye'de birinci oldum. 2009'da Avrupa Yıldızlar Olimpik Festivali'nde, Finlandiya'da Avrupa üçüncüsü olmuştum. 2010'da da Türkiye şampiyonluklarım vardı. 2011'de 3000 engellide Türkiye rekoru kırdım. 2012'de de Avrupa ikincisi ve olimpiyat ikincisi oldum.

"Bir bakıyorsun 'Aa Usain Bolt'. Yanında dünya yıldızlarını koşarken görünce antrenmana daha sıkı sarılıyorsun"

Olimpiyatlarda sporcuların üzerinde çok baskı olduğu söylendi. Böyle bir baskı söz konusu muydu?

Bende kesinlikle bir baskı yoktu. Kafamda sadece oraya çıkıp Türkiye için elimden geleni yapmak vardı. Yarışta da çok rahattım zaten. En iyi derecemi de koştum. Finalde de ne olursa olsun, ya ben ya Aslı (Çakır Alptekin) Abla, ikimizden biri ilk üçe girsin yeter diyordum. Diğer sporcuları pek bilemiyorum. Aynı yerde kalıyorduk ama çok görüşemiyorduk. Ama öyle
bir baskı olduğunu düşünmüyorum. Heyecan ya da stres yapan sporcular olmuş olabilir.
Her zaman olur.

Neden Türkiye olimpiyatlarda daha başarılı değil?

Gittikçe daha da başarılı oluyoruz bence. Bu yıl beş madalya aldık. Bu, Türkiye için iyi bir başarı. Altyapıda belki biraz sıkıntı olabilir. Başka ülkelerde her spora önem veriyorlar. Zamanla bizde de olur. 2016'ya inşallah daha fazla sporcuyla gideceğiz.

Olimpiyat ortamı nasıldı?

Dünya yıldızlarıyla karşılaşıyorsunuz. "Aa Usain Bolt, Allyson Felix, Veronica Campbell..." diyorsunuz. Çok farklı bir ortam. Heyecanlanıyorsunuz. Televizyonda izlediğiniz atletlerle yan yanasınız, aynı sahada antrenman yapıyorsunuz.
O heyecanla daha da çok antrenman yapmak istiyorsunuz.

Diğer yarışları izleme fırsatınız oldu mu?

Hiç vaktim olmadı. Bizim yarışlarımız arasında sadece birer gün dinlenme arası vardı. Gezmeye bile vaktin olmuyor. Bir de o kadar yorgun oluyorsun ki... Sadece bir saat alışveriş yaptım o kadar.

Orada Türk sporcuların diyalogları nasıldı?

Herkes birbirine çok destek oluyordu. O gün yarışı ya da maçı olanlarla göz göze geldiğimizde "Allah yardımcın olsun, inşallah çok iyi olur" diyorduk. Kimse kimsenin kötülüğünü düşünmüyordu. Tek bir şey düşünüyorduk, o Türk bayrağını göklere çıkarmak.

"Kaçamak yapıp bir parça çikolata alıyordum, sonra 'Emeklerimize ihanet etmemeliyim' deyip bırakıyordum"

Olimpiyatlara katılmaya nasıl karar verdiniz?

Dokuz ay önce aklımda olimpiyat gibi bir düşünce yoktu. Çünkü geçen sene Avrupa Gençler'de yarışı terk etmiştim.

O dönemde uyum sağlayamadığımız için hoca değiştirip durmuştum. Psikolojim çok bozulmuştu. Sporu bırakmayı bile düşünüyordum. Ama kulübüm Fenerbahçe çok destek oldu. Fikret (Çetinkaya) Hoca'mın çok desteği var. O bana şimdiki antrenörüm Süleyman (Altınoluk) Hoca'yı buldu. O da beni aldı ve dokuz ayda bu duruma getirdi.

Olimpiyatlarda madalya almayı hedefliyor muydunuz?

20 yaşındayım, daha çok gencim. Bir olimpiyat görmek her sporcunun hayalidir. "Sonuç ne olur bilmiyorum ama bir olimpiyat görelim" diyordum. O yüzden aslında hedefim olimpiyat barajını geçmekti.

Nasıl hazırlandınız?

Baraj geçmiş sporcuları ve baraja yakın sporcuları kampa alıyor federasyon. Kalabalık bir kamp oluyor. Aynı kampta çeşitli gruplar oluyor. Çalışmalara ekimde Erciyes'te başladık. Çok zordu gerçekten. Bir de ailemi Eskişehir'de bırakıp Kayseri'de kalmak da kolay değildi. Hep dinlemek zorundasın. Uyuyorsun. Antrenman yapıyorsun. İbadet eder gibi antrenman yapman gerekiyor. Antrenörüne, kendine inanman gerekiyor. Yediklerimize dikkat etmen gerekiyor. Yasaklı yiyeceklerimiz vardı, çikolata, abur cubur, kola gibi...

Arada kaçamak yaptığınız olmuyor muydu?

Oluyordu ama şöyle, bir parça çikolata alıyordum diyelim. "O kadar emek veriyorum, antrenörüm emek veriyor, buna ihanet etmemeliyim" deyip bırakıyordum"

Süleyman Altınoluk: "Gamze'nin mayıstaki performans durumu madalyayı gösteriyordu"

- Gamze özel yetenekleri olan bir sporcumuz hem dayanıklı hem de sürati iyi. Dolayısıyla hem orta mesafeyi hem de daha üst mesafeleri koşabiliyor. Federasyon da gelişimini yakından takip ediyordu.
- Olimpiyata Kayseri'de, Adana'da ve Antalya'da hazırlandık. Gamze hem 1500'de hem 3000 engellide geçti olimpiyat barajını. Londra'da iki branşta da yarışabilirdi ama biz tercihimizi 1500 metreden yana kullandık. 3000 engelliyi ileriki tarihlerde düşünüyoruz.
- Olimpiyatlara gitmeye aralıkta karar vermiştik. "A barajını geçer, olimpiyatlara kesin gideriz" diye federasyona da kulübe de rapor etmiştim. Nisandaki göstergelere göre Gamze'nin Avrupa şampiyonasında madalya alacağı ve olimpiyatta da final koşacağı kesindi. Mayısın son haftasındaki performans durumu da madalyayı gösteriyordu.
- Aslı (Çakır Alptekin), Gamze'ye göre daha deneyimli bir atlet. Gamze daha
20 yaşında bir çocuk. Marttan sonra ikisi de aynı idman yerindeydiler. Aslı'nın antrenörüyle "Keşke iki atletle ilk üçe girsek" diyorduk.
- Final yarışının birinci turu oldukça yavaştı. Rus ve Kenyalı atletler yarışı hızlandıracak diye düşünüyorduk ama öyle olmadı. Aslı'nın antrenörüyle finalde yarışacak atletlerin özelliklerini inceleyerek ortak bir strateji belirledik; yarışın kontrolünü önden Gamze, arkadan da Aslı sağlayacaktı. Gamze daha deneyimsiz olduğu için yarışın önünü açamayıp arada kalabilirdi. O nedenle Gamze'nin önünün boş olması gerekiyordu. Bizim için yarış son turda başlayacaktı.
Son 300 metrede Aslı da Gamze de yarışı kazanmak için koşacaktı. Öyle de oldu.
Aslı'nın arkada olması yarışın yavaş gitmesine neden oldu. Aslı oraya Avrupa şampiyonu olarak geldiği için herkes onu kontrol etmeye başladı. Öyle olunca da Gamze tempoyu önde istediği gibi ayarladı.
- Ben sporcular üzerinde baskı olduğuna çok inanmıyorum. Özellikle atletizm gibi branşlarda her şey standarttır. Her şey ne kadar hızlı koştuğunuzla, ne kadar ileriye attığınızla ve ne kadar yükseğe çıktığınızla ilgilidir. Diğer ülkelerin yüz yıllık bir
geçmişleri var atletizmde. Biz daha yeniyiz.
10 yıl öncesine kadar katılmış olmak için katılıyorduk. Bu yılki performansımıza göre üç final daha olabilirdi. Ama Türk atletizm tarihinde bir ilk oldu. Atletizmde çok zordur final çıkarmak, madalyayla eş değerdir. İki madalya çıkardık. Hem de dünya tarihinde az rastlanacak bir şekilde... Bu ivme 2016'ya da yansıyacak.

"Antrenörler bizim gizli kahramanlarımız"

Bulut: "Biz ön plandayız, herkes bizimle röportajlar yapıyor. Ama antrenörlerimizi kimse tanımıyor. Ben onlara hep 'gizli kahramanlar' diyorum. Onlar içlerinde neler yaşıyor bilemezsiniz. Ben antrenörümün gözlerinden 10 gün boyunca yaşadığı stresi hemen anlayabiliyorum. Biz başarınca onlar bizden daha çok seviniyorlar."

"Ben dördüncü sıraya düşünce babam 'Kızım onları geçer!' diye bağırmış"

Evde neler yaşanmış yarış sırasında?

Sonra videodan izledim, ev tribün gibiymiş, akrabalar, komşular, gençlik spor il müdürü... Yarışta dördüncü sıraya düştüğümde bir sessizlik oluyor. Sonra babam oradan

"Kızım onları geçer!" diye bağırıyor. İçine doğmuş galiba (gülüyor). Ben de ikinci oluyorum. Sonra ev yıkılıyor.

"Ailem Londra için vize alamamış"

Aileniz Londra'da, yanınızda olsunlar ister miydiniz?

Gelmeleri motivasyonumu artırır mıydı, azaltır mıydı bilmiyorum. Çünkü o duyguyu yaşamadım. Babam gelmek istemiş galiba ama vize alamamış.

Eskişehir'e dönüşte karşılamaya çok az kişi geldiğine dair haberler çıktı...

Karşılamaya gelenlere ikinci peronda olduğumuzu söylemişler ama ben başka bir perona indim. Öyle olunca hemen indiğim perona geldiler. O haberlere üzüldük çünkü öyle bir şey yoktu, gerçekten güzel bir karşılama hazırlamışlardı.

Nasıl tepkiler alıyorsunuz yolda?

Eskişehir beni bağrına bastı. Görenler "Gururumuz" diye öpüp sarılıyorlar. Ağlayanlar oluyor. Eskişehirspor maçında da tribünde tur attım. Anneme babama dua ediyorlar. "Böyle bir kız yetiştirdiğiniz için Allah razı olsun" diyorlar.

Neler yaptınız Londra'dan sonra?

Ailemleydim hep. Misafirlerimiz geldi. Bayramlaşmaya akrabalarımıza gittik.

Tatil yapacak mısınız?

Evet ama belli değil daha nereye gideceğim. Şimdi Samsun'a Gençler Kulüpler yarışını izlemeye gideceğiz. Hep koşmaya gidiyorum, bir kere de izlemeye gideceğim. Sonra da kaydımı Kütahya'dan Erciyes Üniversitesi'ne alacağım.

Şimdi hedefiniz ne?

En büyük hedefim 2016. Seneye dünya şampiyonası var, 23 yaş altı Avrupa şampiyonası var, Üniversiad var, Akdeniz Oyunları var. Akdeniz Oyunları benim için çok önemli, çünkü Türkiye'de, Mersin'de olacak. Türk halkının önünde koşmayı çok istiyorum. İnşallah olur. Onun dışında her sporcunun hayali tabii dünya rekoru kırmaktır.

"Son beş metrede yarışı bıraktın diyorlar ama gerçekten elimden geleni yaptım"

Final yarışından önce neler yaptınız?

Final yarışından önceki gece uyuyamadım heyecandan. İlk defa böyle oldum. Allah'a yalvarıyordum, ne olur uyuyayım diye. "Uyuyamazsam koşamam" diyordum kendi kendime. Sonra uyudum. Sabah antrenörümle koşmaya çıktık. Koştuktan sonra kendime geldim. Kahvaltı yaptıktan sonra tekrar biraz uyudum. İyice kendime geldim. Ailemle, arkadaşlarımla telefonda görüştüm. "Biz yanındayız, çık ve her zaman yaptığın şeyi yap" diyorlardı. Ben de çıktım elimden geleni yaptım.

Yarış nasıldı?

Yarışın başında bir şeyler olacağını hissetmiştim biraz. Avrupa ikincisi olduğumda da yarıştan önce arkadaşlarıma "Bir şeyler olacak" diyordum. Olimpiyatın en yavaş 1500'üydü. Aslında hızlı olmasını bekliyorduk çünkü herkes çok iyi derecelerle kalmıştı finale. Benim antrenörüm ve Aslı Abla'nın antrenörü İhsan Hoca birlikte bir taktik geliştirmişlerdi. Hocam "İlk 100 metreye hızlı çıkmanı istiyorum" dedi bana. Ben de hızlı çıktım yer bulmak için. Bir baktım, hepsi benim arkamda...

Çok şaşırdım. Amerikalı sporcu düştü ama ben önde koştuğum için fark etmedim. Antrenörüm dev ekranın altındaydı. Onunla göz göze geldik. Eliyle 600 işareti yaptı, "600 metreden sonra hızlan" anlamında. Ama ben "Git" diyor sandım. Ben de bir süre aynı hızda devam ettim, sonra tempoyu artırdım. Son 300 metre Aslı Abla çıktı. Ondan sonra Etiyopyalıyla, Bahreynli kız çıktı. Ben o sırada bir arada kaldım. Son 200'de atak yapıp üçüncü sıraya gelmeye çalıştım. Bahreynli kız bana yol vermedi, üçüncü kulvara kadar itti beni. "Ne yapıyorsun sen?" diye bağırdım ona. Üçüncü kulvarda olunca daha fazla koşmak gerekiyor çünkü.

Final çizgisinden sonra neler hissettiniz?

Aslı Abla'ya "Yine aynısı oldu!" dedim (gülüyor). Avrupa'da da bir-iki olmuştuk. Dereceye girmek her sporcunun hayalidir. Bir-iki olmanın da ayrı bir özelliği var. Dünya yıldızlarıyla koşuyorsun ve ikinci oluyorsun. Çok değişik bir duyguydu. Özellikle o tribünde tur atmak çok güzeldi...

Son saniyelerde önünüzde başka ülkeden bir sporcu olsaydı birinci olmak için daha çok asılır mıydınız?

Ben gerçekten elimden geleni yaptım. Herkes "Son beş metrede yarışı bıraktın" diyor. Bırakma gibi bir şey olmadı. Önümde başka biri olsaydı sonuç nasıl olurdu bilmiyorum.

O anda şokta oluyorsunuz zaten. Sadece kafanızda ilk üçe girmek var çünkü Türk halkı sizden bir şey bekliyor.

Aslı Abla da ben de oraya birbirimizi geçmek için değil, Türkiye için çıktık. Aslı Abla'nın birinciliğine de ben birinci olmuşum kadar sevindim. Ben onu geçseydim o da aynı şekilde sevinirdi.

İngiliz atlet doping iddiaları attı ortaya...

İlk defa böyle bir şey başıma geldi. Ama bizim için söylediklerini düşünmüyorum. Çünkü o İngiliz atletler 9'uncu ve 10'uncu oldular. Diğer bütün öndeki atletleri kast ettiklerini düşünüyorum. O yüzden biz üstümüze alınmadık.

"Olursa dört yıl sonra isterim evlenmeyi"

Kampta değilken neler yiyip içiyorsunuz?

Pek yemek yemiyorum. Çikolatayı ve çiğ köfteyi gerçekten çok seviyorum. Antrenman yaparken çok canım istiyor ama şimdi hiç yemiyorum. Yarıştan sonra çok zayıfladım. Gören şaşırıyor, "Sen mi koştun? O aslan gibi kız sen miydin?" diyorlar. Ama annemin yaptığı yemekleri çok özlemiştim. Şimdi pek mutfağa girmiyorum ama ileride yemek yapmayı da öğrenmek isterim.

Koşu giysileri giymek zorunda olmadığınızda nasıl giyiniyorsunuz?

Elbise giymeyi ve topuklu ayakkabıyı çok seviyorum.

Aslı Çakır Alptekin'in mutlu bir evliliği var. Siz evlenmeyi düşünüyor musunuz?

Kader kısmet. Olursa da dört yıl sonra olsun istiyorum, annem de öyle istiyor. Okulum bittikten sonra olsun.

Eşinizin de sporcu olması daha mı iyi olur?

Bilmem. Önemli olan karşılıklı olarak anlaşmak. İlla sporcu olsun demiyorum.

Çocuğunuzun olmasını ister misiniz?

İsterim tabii ki ama ne zaman olur bilmiyorum. Zaten daha çok erken.

 

KAYNAKMİLLİYET

Bu habere ilk yorum yapan sen ol

Sonraki Haber